Ozan Biyografisi
Âşık Mahzuni Şerif
Mahlas: Mahzuni
Âşık Mahzuni Şerif, 1940 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Berçenek köyünde doğan, yirminci yüzyıl Anadolu ozanlık geleneğinin en tanınmış seslerinden biridir. Asıl adı Şerif Cırık’tır; “Mahzuni” mahlasını sonradan aldı ve sazıyla, toplumcu dizeleriyle Anadolu’nun dört bir yanında tanındı. Doğum yılı bazı kayıtlarda 1939 olarak da geçer, kaynaklarda küçük bir varyans bulunur. Sazı ve sesiyle olduğu kadar, söylediklerinin arkasında durmasıyla da halkın gönlünde yer etti.
Berçenek’te aldığı ilk eğitimin ardından bir süre medrese gördü, sonra Mersin ve Ankara’daki askerî okullarda okudu. Genç yaşta sazın ve sözün yoluna girdi; 1960’lı yıllardan başlayarak çıkardığı plaklar ve kasetlerle geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Türkülerinde aşkı ve ayrılığı işlediği kadar, yoksulluğu, haksızlığı ve halkın gündelik derdini de doğrudan bir dille anlattı. Bu açık sözlülük, birçok eserinin dönemin koşullarında yasaklanmasına yol açtı. Yasaklı yıllarda kasetleri elden ele dolaştı, gurbetteki işçiler aracılığıyla Avrupa’ya kadar taşındı. Bu dönemin ayrıntılarını Yasaklanan Ozan yazısında ele aldık.
Mahzuni’nin repertuvarı çok geniştir; yüzlerce türküye imza attı. “Nem Kaldı” gibi eserleri, hem sözlerindeki derinlik hem de Cem Karaca’dan başka pek çok sanatçının yorumuyla belleklere kazındı. Bu türkünün sözleri ve “çok Aliler gördüm Osman çıktılar” dörtlüğü üzerine tartışmayı ayrı bir yazıda inceledik. Onun dizeleri, tekke geleneğinin tasavvufi diliyle toplumsal muhalefetin sert tonunu çoğu zaman aynı sazda birleştirir. Aşk, ölüm, gurbet ve inanç temaları, onun ağzında toplumsal bir eleştiriyle iç içe geçer.
Rivayet ile belge ayrımını korumak gerekir. Mahzuni’nin hayatına dair anlatıların bir kısmı, zamanla söylenceye dönüşmüş menkıbelerdir. Belge düzeyinde söylenebilecek çerçeve şudur: Şerif Cırık, 1940 dolayında Afşin’in Berçenek köyünde doğdu, uzun bir ozanlık ömrü sürdü ve hayatının son yıllarını Almanya’da geçirdi. 17 Mayıs 2002’de Köln’de hayatını kaybetti, vasiyeti üzerine Hacıbektaş’taki Çilehane’ye defnedildi. Geride bıraktığı yüzlerce türkü, onu bin yıllık ozanlık geleneğinin çağdaş halkalarından biri yapar. Ölümünün üzerinden geçen yıllara rağmen türküleri düğünlerde, cemlerde ve sahnelerde söylenmeye devam eder.