Âşık Daimi Kimdir? Rüyada Verilen Bir Mahlas

  • Âşık Daimi
  • Alevi-Bektaşi
  • ozanlık geleneği
Gece göğü altında bağlama silüeti

Bir adam İsmail Aydın olarak yattı, Âşık Daimi olarak uyandı. Rivayete göre o gece rüyasında Pir elinden bade içti ve adının bundan böyle Daimi olduğu kendisine bildirildi. Bu, bir ozanın hayatının en bilinen anıdır ve aynı zamanda en az belgelenebilen anıdır. Onu anlatmanın dürüst yolu, bilineni ve rivayet edileni ayrı tutmaktan geçer.

Âşık Daimi kimdir?

Asıl adı İsmail Aydın olan Âşık Daimi, 1932’de İstanbul’da doğdu ve 17 Nisan 1983’te yine İstanbul’da vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Kökleri Erzincan’ın Tercan ilçesine dayanır, halk arasında Tercanlı Daimi ve Daimi Baba diye de anılır. Ailesine yörede Ali Babaoğulları denir, baba tarafı İmam Rıza soyundan sayılır.

Babası Musa Dede, annesi Selvi Ana’dır; anne ve baba amca çocuğudur. İki dedesi de saz ustasıdır ve ilk saz eğitimini dedesi Dursun Dede’den aldı. Yani sazın içine doğdu. Aynı çizgideki Alevi ozan geleneğinin usta-çırak zinciri, onun için evin içinden başladı.

Adı nasıl Daimi oldu?

Rivayet, badeli âşıklık geleneğinin klasik anlatısıdır. Genç İsmail’in rüyasında Pir elinden bir dolu bade içtiği, o rüyada adının artık “Âşık Dâimi” olduğunun ve Yedi Ulu Ozan kervanına katıldığının kendisine bildirildiği söylenir. Bu anlatının kaynağı, kızı Yadigar Aydın Orhan’ın 1999 tarihli kitabına dayanan aktarımdır; TEİS’te Doğan Kaya da bu kaynağa dayanır.

Buradaki incelik şudur: bade rüyası bir rivayettir, kaynağı ailenin kendi aktarımıdır. Bu tür bir rüya belgelenemez, doğrulanamaz. Ama mahlasın nasıl doğduğunu anlatan hikaye budur ve bir ozanı ozan yapan, çoğu zaman bu tür anlatıların taşıdığı anlamdır.

Ustası kimdi?

Daimi, dönemin usta ozanı Davut Sulari’nin yanında çıraklık yaptı. İlk eseri “Bir Seher Vaktinde İndim Bağlara”yı 1948’de yazıp besteledi. 1953’te Behçet Kemal Çağlar ile TRT Radyosu’nda ilk programını yaptı, ardından TRT’nin açtığı sınavı kazandı. Unkapanı’nda bir saz yapım ve öğretim atölyesi açtı, yani kendisi de bir usta oldu.

Yolları boyunca Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Davut Sulari, Dursun Cevlani, Beyhani ve Âşık Mahzuni Şerif ile tanıştı. 1964’ten vefatına kadar Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerine katıldı. Onun sesinin dolaştığı yerler, tek bir sahne değildi; cemden düğüne uzanan o geniş deyiş coğrafyasıydı.

Deyişleri kimlere ulaştı?

Âşık Daimi’nin bıraktığı en somut iz, deyişlerinin kendisinden çok daha geniş bir dinleyiciye ulaşmasıdır. Sezen Aksu “Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım”ı, Ahmet Kaya “Gitme Turnam Gitme”yi seslendirdi. Bu iki isim, farklı kuşaklardan ve farklı müzik dünyalarından geldi; ikisinin de repertuvarında Daimi’nin bir deyişinin bulunması, onun sözünün ozanlık geleneğinin sınırlarını aştığını gösterir.

Kızı Yadigar Aydın Orhan’ın kaleme aldığı “Âşık Daimi, Hayatı ve Eserleri” (1999), hayatına dair aktarımların büyük kısmının dayandığı kaynaktır.

Rivayet mi, belge mi?

Bir ozanın hayatını anlatırken kaynakların ayrıştığı noktaları saklamak, okuyucuya haksızlıktır. Daimi’nin hayatında da birkaç ayrıntı kaynaktan kaynağa değişir, tek bir rakam seçmek yerine olduğu gibi bırakmak daha doğrudur:

  • Saza başlama yaşı kaynağa göre değişir: kimi anlatıda beş-altı yaşında curayla, kimi anlatıda yedi yaşında Dursun Dede’nin elinden, kimi anlatıda ise on yaşında Davut Sulari çıraklığıyla başladığı söylenir.
  • Evlilik yılı 1950 mi 1951 mi, eşinin adı Gülsün mü Gülsüm mü, çocuk sayısı dört mü yedi mi; bu ayrıntılarda kaynaklar birbirini tutmaz.
  • İstanbul’a dönüş kimi kaynakta 1961, kimi kaynakta 1962 geçer.
  • Göç yönü bile tartışmalıdır: bir kaynak ailenin İkinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’dan Tercan’a gittiğini, başka bir kaynak Baba Daimi’nin Birinci Dünya Savaşı sıralarında İstanbul’a göç ettiğini söyler.

Belgeli olan, İsmail Aydın’ın 1932 İstanbul doğumlu, Erzincan Tercan kökenli bir halk ozanı olduğu, TRT Radyosu’nda program yaptığı, çıraklığını Davut Sulari’nin yanında geçirdiği ve 17 Nisan 1983’te vefat edip Karacaahmet’e defnedildiğidir. Rivayet olan, bade rüyası ve mahlasın o rüyada verildiği anlatısıdır. Kaynağı ailenin kendi aktarımı olan bu rüyayı belge gibi sunmak, hikayenin en güzel yanına da haksızlık olurdu. Onu olduğu gibi, bir rivayet olarak bırakmak yeterlidir.


İlgili sayfalar:

Sazname'yi X'te @sazname, TikTok'ta @sazname.com hesaplarından takip edebilirsiniz.