(güncellendi )
Sarı Gelin Türküsü Kime Ait? Gerçek Hikayesi
Bu ezgiyi herkes tanır. Bir düğünde, bir film sahnesinde, bir derste ya da bir cenazede mutlaka duymuşsunuzdur. Ama “Sarı Gelin kime ait?” diye sorduğunuzda alacağınız cevap, kiminle konuştuğunuza göre değişir. Erzurumlu için bir dadaş türküsü, Azerbaycanlı için bir Azeri halk şarkısı, kimileri için kendi dilinde söylenen başka bir ezgidir. Aynı melodi, üç ayrı dilde, üç ayrı sahiplikle dolaşır.
Bu yazıda iki şeyi ayrı tutacağız: belgenin söylediği ile rivayetin taşıdığı. İkisi karışınca türkü bir tartışmaya dönüşüyor. Ayrıldığında ise geriye daha sade, daha dürüst bir hikaye kalıyor.
Sarı Gelin kime aittir?
Sarı Gelin anonim bir türküdür; bilinen bir söz yazarı veya bestecisi yoktur. Türkiye’de TRT repertuvarına “Erzurum Çarşı Pazar” adıyla, anonim bir Erzurum türküsü olarak kayıtlıdır. Aynı ezgi Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve İran’da da, çoğu zaman farklı sözlerle ama tanıdık bir melodiyle söylenir.
Buradan çıkan belgeye dayalı cevap kısa ve nettir: ezgi, yüzyıllardır bu coğrafyayı paylaşan halkların ortak mirasıdır ve tek bir millete tapulanamaz. Türkçe sözlü “Erzurum Çarşı Pazar” hâli Erzurum’a, Azerice nakaratlı hâl Azerbaycan’a, kendi dilindeki hâl başka bir topluluğa bağlanır. Bunların hepsi aynı anda doğrudur. Ortada tek bir ezgi etrafında büyümüş bir varyant ailesi vardır; aralarında bir sahiplik yarışı aramak gerekmez.
Aynı “kime ait” bulmacası başka anonim türkülerde de yaşanır: yedi ülkede ayrı sözlerle söylenen Üsküdar’a Gider İken (Kâtibim), etrafına birçok rivayet toplayan Gesi Bağları ve Muş ile Harput’un birlikte sahiplendiği Yemen türküsü (Havada Bulut Yok) bunların başında gelir.
Sarı Gelin nereli?
Türkçe sözlü hâliyle türkü Erzurum’a, daha geniş ölçekte Kuzeydoğu Anadolu’ya bağlanır. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Beş Şehir”in Erzurum bölümünde bu havadan söz ederken türkünün canlandırıcı gücüne duyduğu hayranlığı yazmıştır. 1930’lu yıllarda Azerbaycanlı besteci Asaf Zeynallı ezgiyi piyanoya uyarlamış, böylece sözlü gelenekten kâğıda geçen ilk kayıtlardan biri ortaya çıkmıştır.
Ezginin yaşadığı coğrafya ise Erzurum’dan çok daha geniştir. Kars, Kafkasya, Azerbaycan ve İran boyunca aynı melodi, yerel sözlerle yeniden yeniden doğar. “Sarı Gelin” denen şey bir tek türkü değil, bir ezgi etrafında kümelenmiş bir varyantlar ailesidir.
Türkünün hikayesi nedir?
Türkünün ardındaki aşk hikayesi tek değil, birkaç tanedir ve hepsi sözlü gelenekte birbirinden ayrılır.
En yaygın anlatı, Erzurumlu bir gencin başka bir halktan bir kıza duyduğu, ailelerin onaylamadığı bir aşktır. Kimi rivayette genç savaşta şehit düşer, kimi rivayette sevgililer kaçar ve yakalanır. Bir başka anlatı türküyü Şeyh Senan efsanesine bağlar: Bağdat’tan yola çıkan bir derviş, Erzurum yöresinde bir hükümdarın kızına gönlünü kaptırır ve ona kıyafetinden ötürü “Sarı Gelin” der. Folklor araştırmacısı M. Fahrettin Kırzıoğlu da türküyü bu Şeyh Senan efsanesiyle ve Kuzey Kafkasya’dan gelen Kıpçak hatırasıyla ilişkilendirmiştir.
Bu anlatıların ortak yanı, hiçbirinin belgeyle sabitlenememesidir. Türkü, gerçek bir kişinin gerçek bir gününden çok, bir coğrafyanın tekrar tekrar yaşadığı bir duyguyu, kavuşamamayı taşır.
”Sarı” ne demek, sözler neyi anlatıyor?
Türkçe hâlde “sarı”, çoğu zaman gelinin saç rengine, sarışınlığına yorulur. Kimi araştırmacılar bunu daha eskiye, “sarışın” anlamı taşıyan Kıpçak/Kuman çağrışımına bağlar. Bu, kanıtı olan bir tarih değil, bir okuma önerisidir; kesin gözüyle bakılmamalı.
Sözlerdeki küçük farklar da hangi varyantı dinlediğinizi ele verir. Erzurum hâlinde nakarat “leylim aman” ile yürürken, Azeri çevresinde “neynim aman” kalıbı öne çıkar. “Neynim”, “ne yapayım” demektir ve çaresizliği anlatır. Aynı duygu, iki ayrı ağızda iki ayrı kelimeyle söylenir. Türkü bu yüzden bir yere değil, bir hâle aittir: sevdiğine verilmeyen, eli kına yakılıp uğurlanan, ardından ağıt yakılan gelinin hâline. Bu hâl, bu coğrafyada düğünden cenazeye kadar her mekânın ortak diliydi.
Rivayet ve belge: ne biliyoruz, ne bilmiyoruz
Türkünün etrafındaki gürültüyü susturmanın tek yolu, neyin kayıtlı neyin söylenti olduğunu ayırmaktır.
Belgeyle bildiklerimiz: Türkü anonimdir. TRT repertuvarında “Erzurum Çarşı Pazar” adıyla kayıtlıdır. Aynı ezginin Türkçe, Azerice ve başka dillerde varyantları kayıt altındadır. 1930’larda Asaf Zeynallı tarafından notaya alınmış, Tanpınar tarafından “Beş Şehir”de anılmış, “Salkım Hanımın Taneleri” filminden sonra ise yeni kuşaklar arasında çok daha geniş bir kitleye ulaşmıştır.
Rivayet düzeyinde kalanlar: Aşk hikayesinin kahramanları, gelinin hangi halktan olduğu, Şeyh Senan efsanesiyle kurulan bağ. Bunların hiçbiri tek bir birincil kaynağa dayanmaz; sözlü gelenekte yöreden yöreye değişir.
Belgenin sustuğu yer: Türkünün hangi halka “ait” olduğu. Bu soruyu çözen hiçbir birincil belge yoktur, çünkü sorunun kendisi ezginin doğasına aykırıdır. Ortak bir melodi, ayrı diller, ayrı sözler. Sarı Gelin’i bir tek bayrağa bağlamaya çalışmak, onu en güçlü kılan şeyi, yani bir sınır bölgesinin ortak sesi oluşunu, görmezden gelmek olur.
Türkü kime ait diye sorulduğunda en dürüst cevap belki de şudur: söyleyen herkese. Ve bu, onu daha az değil, daha çok kıymetli yapar.
—Hakan, SazName.com Kurucusu