(güncellendi )
Üsküdar'a Gider İken (Kâtibim) Kime Ait?
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur.” Bu iki dize Türkiye’de neredeyse herkesin diline yapışmıştır. Ama aynı ezgiyi Selanik’te, Saraybosna’da, Sofya’da ya da Belgrad’da çalsanız, masadakiler size bunun kendi şarkıları olduğunu, hem de gönülden inanarak söyler. Tek bir melodi, yedi ayrı dilde, yedi ayrı sahiplikle yaşıyor.
İşte bu yüzden “Kâtibim kime ait?” sorusu göründüğünden çetrefillidir. Cevabı vermeden önce belgeyle rivayeti ayırmak gerekiyor.
Üsküdar’a Gider İken kime aittir?
Türkçe sözlü hâliyle Kâtibim, anonim bir İstanbul türküsüdür; bilinen bir söz yazarı veya bestecisi yoktur. Aynı ezgi Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Bosna, Makedonya ve Arnavutluk’ta, hatta çok daha uzakta, farklı sözlerle söylenir. Ezginin kesin kökenini belgeyle saptayan tek bir kaynak da yoktur.
Yani “kime ait” sorusunun dürüst cevabı şudur: Türkçe sözleriyle bu bir İstanbul türküsüdür, ama melodisi geç Osmanlı coğrafyasının ortak malıdır ve tek bir millete tapulanamaz. Bu, Sarı Gelin’de karşılaştığımız durumun bir benzeridir: ortak bir ezgi, ayrı diller, ayrı sahiplik iddiaları.
Aynı örüntüyü Sazname’nin diğer anonim türkü dosyalarında da görürüz: kaynak kişisi ve rivayetleri yöreden yöreye değişen Gesi Bağları ile Muş ve Harput’un birlikte sahiplendiği Yemen türküsü (Havada Bulut Yok) de tek bir sahibe bağlanamaz.
Türkünün hikayesi nedir? Kâtip kim?
Türkünün ardındaki hikaye tek değil, birkaç tanedir ve hepsi “kimi kaynaklara göre” diye başlar.
En çok anlatılan rivayet, türküyü Kırım Harbi yıllarına (1853-1856), Sultan Abdülmecid dönemine bağlar. O yıllarda memurlara setre ve pantolon gibi Avrupai kıyafetler giydirilmiştir. Bu anlatıya göre türkünün sözleri, kolalı gömlekli, redingotlu yeni memur tipiyle hafifçe dalga geçen halkın ağzında doğmuştur. Aynı rivayetin müzik tarafı ise daha da ilginçtir: Kırım Harbi sırasında Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda konaklayan, eteklerinden ötürü halkın “donsuz asker” dediği İskoç birliğinin marşının, bu ezgiye kaynaklık ettiği ileri sürülür. Reşat Ekrem Koçu’nun andığı bu İskoç marşı iddiası, kanıtlanmış bir köken değil, bir ihtimaldir.
Bir başka anlatı kâtibi somut bir kişiye, Üsküdarlı Kâtip Aziz Bey’e bağlar ve onu görmek için kafesli pencerelere koşan kızlardan söz eder. Hangi rivayete inanırsanız inanın, ortak nokta şudur: kâtibin gerçek kimliği belgeyle sabit değildir.
Aynı ezgi neden bu kadar çok ülkede var?
Bu, türkünün en şaşırtıcı yanıdır. Aynı melodi bir yerde aşk şarkısı, başka bir yerde dini bir ilahi, bir başka yerde kahramanlık marşı olmuştur. Bosna’da sevda ve ilahi, Bulgaristan’da ve Sırbistan’da ulusal duyguların taşıyıcısı, Yunanistan’da bir başka aşk şarkısı olarak yaşar. Daha da uzakta, 1924’te klezmer klarnetçisi Naftule Brandwein bunu “Der Terk in America” adıyla plağa okumuş; ezgi Lübnan’da bir Hristiyan ilahisine, Bengal’de Nazrul İslam’ın bestelerine, yakın yıllarda ise Pakistan’da bir pop uyarlamasına dönüşmüştür.
Bu yayılmayı en iyi belgeleyen kaynak, Bulgar yönetmen Adela Peeva’nın 2003 yapımı “Bu Şarkı Kimin?” (Whose Is This Song?) belgeselidir. Peeva ezginin izini Türkiye, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna, Sırbistan ve Bulgaristan’da sürer. Film aynı zamanda işin gergin tarafını da gösterir: her ülkede insanlar şarkıyı sahiplenir, kimi yerde başka bir varyantı duymak masadaki neşeyi bir anda dağıtır. Türkünün güzelliği ile çevresindeki milliyetçi gerilim, aynı karede durur.
Sözler ne anlatıyor?
Türkçe sözler sade bir sahne kurar. Üsküdar yolunda yağmura yakalanan bir kâtip, eteği çamura bulanmış uzun bir redingot, uykudan yeni uyanmış mahmur gözler. Anlatıcı, kâtibine duyduğu sevgiyi gizlemez: “Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır.” Mendile sarılan lokum, aranırken yanı başında bulunan sevgili. Türkü büyük laflar etmez; bir sevdanın küçük, somut ayrıntılarını sıralar ve tam da bu yüzden akılda kalır.
Bu sadelik, ezginin neden bu kadar kolay yer değiştirdiğini de açıklar. Sözler her dilde yeniden yazılabilecek kadar yalın, melodi her ağızda taşınacak kadar güçlüdür. Bir türkünün varyantlara ayrılması için bundan daha verimli bir zemin az bulunur.
Rivayet ve belge: ne biliyoruz, ne bilmiyoruz
Belgeyle bildiklerimiz: Kâtibim anonim bir İstanbul türküsüdür ve TRT repertuvarında kayıtlıdır. Safiye Ayla’nın 1949 tarihli kaydı, türkünün en bilinen icralarından biridir. Zeki Müren’in yorumu ve onun başrolde olduğu 1968 yapımı “Kâtip (Üsküdar’a Giderken)” filmi, türküyü Türkiye’de ve diasporada iyice yaymıştır. Aynı ezginin yurt dışındaki onlarca varyantı ve Peeva’nın belgeseli de kayıt altındadır.
Rivayet düzeyinde kalanlar: Türkünün Kırım Harbi’nde mi doğduğu, müziğin bir İskoç marşından mı geldiği, kâtibin Aziz Bey mi olduğu. Bunların hepsi “kimi kaynaklara göre” ile başlar ve tek bir birincil belgeye dayanmaz.
Belgenin sustuğu yer: Ezginin ilk nerede, kimin elinde doğduğu. Bu soruyu çözen hiçbir kaynak yoktur ve belgeselin asıl dersi de budur. Bir ezgi yeterince güzelse, sınır tanımaz; her topluluk onu kendi diline çağırır. “Bu şarkı kimin?” sorusunun en doğru cevabı belki de en sade olanıdır: söyleyen herkesin.
—Hakan, SazName.com Kurucusu